Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy gösterir. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlar. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş hızla büyür ve neredeyse kavak ağacıyla aynı boya gelir. Bir gün dayanamaz sorar kavağa:

▬ Sen kaç ayda bu hâle geldin ağaç?”

▬ 20 yılda!” der kavak. Kabak:

▬ 20 yılda mı?” diye güler ve çiçeklerini sallayarak Cengiz Numanoğlu’nun beyitlerinde dile getirdiği:

“Tapular; bir nefeslik saltanatın tâcıdır,

Unutma ki her canlı, dünyada kirâcıdır.” gerçeğini düşünmeden şımarık bir tavırla:

▬ Ben neredeyse 2 ayda seninle aynı boya geldim bak!” der. Bu ukalalığa kavak:

▬ Doğru, doğru haklısın!” der tebessüm ederek. Günler haftaları, haftalar ayları kovalar ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlar. Sorar endişeyle kavağa:

▬ Neler oluyor bana ağaç?”

▬ Ölüyorsun!” der kavak. Kabak:

▬ Niçin?” diye sorar. Kavak:

▬ Benim yirmi yılda geldiğim yere sen iki ayda gelmeye çalıştığın için!” der ve güzel bir ders verir kabağa, elbette anlayana, anlamak isteyene… Hayat aceleci insanlara umduğu fırsatları sunmayabilir.

İnsan tabiatında acelecilik vardır, bu ise çoğu kere zararla sonuçlanır. Zarara yol açan acelecilikten sakınmak gerekir. Er ya da geç hakîkat mutlaka tecelli edecektir. Yüce Mevlâ kerim kitâbında bizleri: “İnsan, aceleci olarak yaratılmıştır. Size âyetlerimi göstereceğim; benden acele istemeyin.” (Enbiya, 21/37) diye uyarmaktadır. Aynı zamanda bu âyette, insanın tabiatındaki zayıf yanlarından birine de işâret edilmektedir. İnsan, tabiatı gereği bir şeyin hemen gerçekleşmesini ister. Oysa doğru olan, teenni ile hareket etmek, yâni ilerisini düşünerek davranmak ve acele işten kaçınmaktır. Âyette inkârcıların; “Bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” (67/25) şeklindeki alaycı ifâdelerine cevap olarak “Acele etmeyin, Allah’ın tehdidi haktır.” uyarısı yapılmaktadır.

Düşünüp taşınmadan ivedi olarak yapılan işten iyi sonuç alınmayacağını belirtmek için atalarımız; “Acele işe şeytan karışır!” der. Bizler ise genellikle bu atasözünü plansız programsız iş yapan ya da öfkeli anında âni kararlar vermeye yatkın olanların hata yapmasını önlemek için kullanırız. Acelecilikten sakınan ve sebatkâr kimseler hata payını asgarî seviyeye indirmesini bilir. İşte şeytan bizi tam da bu noktadan avlamaktadır, yâni aceleci davranışlarımız, sebatsızlığımız onun işine gelmektedir. Zaman zaman düşünmeden hareket edip hatalar işleyebiliyoruz. Nihâyetinde insanız ve âni çıkışlarla birilerinin kalbini kırabiliyoruz. Aynı şekilde başkaları da bizi derinden sarsabiliyor. Bir iş yapmaya niyet ederken teenniyle, yani acele etmeden karar verelim ki işimize şeytan karışmasın. İllâki bir şeyde acele etmemiz gerekiyorsa sâlih amel işleme noktasında acele edelim. Kâinatın Efendisi; “Kişi, büyük günahlardan sakındıkça beş vakit namaz, bir sonraki namaza kadar; Cuma namazı, bir sonraki Cuma namazına kadar; Ramazan ayı, bir sonraki Ramazan ayına kadar küçük günahlara kefârettir.” Buyurmaktadır. (diyanethaber) Şiirin üstâdı Necip Fâzıl:

“Gençlik... Gelip geçti... bir günlük süstü;

Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.

Eser darmadağın, emek yüzüstü;

Toplayın eşyamı, işim acele!” derken, Ziyâ Paşa:

“Erişir menzil-i maksûduna âheste giden,

Tîz-i reftâr olanın pâyine dâmen dolaşır.”

“Yavaş giden menziline varır; acelecinin ise eteği dolaşır.” der.

            Elbette anlayana, anlamak isteyene…

HÂSIL-I KELÂM! “Ölenler Ölümü Bilmez, Ölüm Kalanların Hikâyesidir. Yol Elif İse, Yön Bellidir... Herkes Kendi Tercihiyle, Kendi Hayatını Yaşar... Söz Meclise, Kıssa Herkese… Söz Uzar, Kesmek Gerektir Vesselâm!”

            Selâm ve duâ ile…